Oldum olası özel günler beni hep etkiler, acayip hüzünlendirir. Göz pınarım hep doludur; hani biri bir dokunsa kendiliğinden boşalır… Doğum günlerinden tut, sünnetler, mezuniyetler, asker uğurlamaları, düğünler, bayramlar ve daha bir çoğu. Hele bir de yaş ilerleyince, kayıplar başlayınca anneler günü & babalar günü daha bir ayrı acıtır canımı.
Yarın anneler günü…
Ne yazılır ki?
Nasıl anlatılır ki?
Cümleler yeter mi?
Yapı olarak yüreğimde çok yaşar, besler, büyütür ve sevgimi dillendiremem. Hareketlerime çok dökemem ama bilir karşımdaki, sevildiğini anlar işte. Hele ana bilmez mi yavrusunun hissettirmek istediğini? Can anam; benim başım sıkıştığında, canım yandığında “anne neler çektiğimi biliyor musun?” dediğimde sadece “anne olduğunda anlarsın” demişti. Ders niteliğinde miras gibi kalan bu cümle yetti bana, şimdi çocuklarıma sıkıştıkça söylediğim…
Anne kelimesi bir kadına saygı duyulması, önünde eğilinmesi için yeter de artar bile!
Başta beni doğuran annemin ve tüm annelerin önünde saygı ile eğiliyor, minnetle ellerinden öpüyorum…
İçimden yüreğimden geçen çok şey var ama sadece yutkunarak, duygularımı aşağıdaki şiirle paylaşmak istiyorum.
İlk kundağın ben oldum yavrum.
İlk oyuncağın ben oldum.
Acı nedir? Tatlı nedir? Bilmezdin. Dilin damağın ben oldum.
Elinin ermediği, dilinin dönmediği,
Çağlarda yavrum; kolun, kanadın, dilin, dudağın ben oldum.
Bir dediğini iki etmeyim diye;
Öyle çırpındım ki…
Ve seni öyle sevdim, öyle ısındım ki;
Usanmadım, yorulmadım, çekinmedim.
Gün oldu kırdın, incinmedim.
İlk oyuncağın ben oldum yavrum.
Son oyuncağın ben oldum…
Annen oldum yavrum.
Annen oldum…